IceBucketChallenge için Meydan Okudum

Bir sosyal sorumluluk projesine dönüşen ve ALS hastalığına dikkat çekmek, bu hastalığa karşı insanların bilinçlendirilmesi ve bağış toplamayı hedefleyen proje, ülkemizde de yavaş yavaş yaygınlaşmaya başladı.

Mark Zuckerberg, Sherly Sandberg,  Tim Cook, Bill Gates, Sina Afra, Nevzat Aydın, Arda Turan, Burcu Esmersoy gibi isimler başlarından aşağıya içi buz ve su dolu kovaları boşalttılar.

Ben de projenin bir parçası olmak istedim ve başımdan aşağıya suyu döküverdim :) Ve Yılmaz Kahraman, Sinan Göker ve Çağdaş Can Birant’a da meydan okudum elbet :)


ALS hakkında detaylı bilgi için tıklayabilirsiniz

 

Eğer İmkansız ise Zamana Bırakın!

!

İmkansız denen bir şey yoktur, sadece gerçekleşmesi için biraz “zaman geçmesi” gerekir.

Olayları zamanına göre değerlendirmek gerekiyor her zaman.

Şuanda bizlere çok normal gelen bazı olaylar/gelişmeler vakti zamanında imkansızın ta kendisiydi ve “biraz zaman geçtikten sonra”, şimdi; ortada bir çaba olmamasına rağmen kendiliğinden gerçekleşiyor, olağan karşılanıyor…

Yıllar önce başlar hikayemiz…

Aged.matalebeziba

Babasının görevi dolayısıyla Anadolu’nun ücra bir köşesine giden genç kız orada tanıştığı bir delikanlıya sevmeye başlar.

Aradan günler geçer, aynı okula giden gençler birbirlerine deli-divane aşık olurlar.

Erkek olan Kürt, sevgilisi ise Türk’tür. Hatta sevgilinin babası “o zamanın düşüncesi ile birlikte” faşist bir partide siyaset yapan – tanınan bir şahsiyettir.
Ki Anadolu’ya gelmelerinin sebebi de babanın siyasi görevidir.

İkili bu birliktelikten son derece mutlu iken, yine zamanın şartları gereği bu ilişkiyi bütün herkesten saklarlar (saklamak zorundalar).

Kızın babası durumdan haberdar değildir ama bunu öğrendiğinde; bu ilişkin kalbine hançeri saplayacağı ve ceset soğuyana kadar başında bekleyeceğinden kimsenin şüphesi yoktur.

Aylar yıllar geçmeden kızın babası bütün her şeyi öğrenir, kızından, bu ilişkiye bir son vermesini aksi takdirde onu memlekete (Türkiye’nin Avrupa tarafına) göndereceğini çok net bir dille ifade eder.
Babasının dediği dedik – sözü edik olduğundan, kız; erkek arkadaşından ayrılmaya karar verir o anda. Uzun bir süre kız arkadaşından haber alamayan delikanlı, durumu tahmin eder, emin olmak için kızın babasına yakın bir noktadan geçer. Babasından aldığı o sert bakıştan sonra aklından geçenlerin başına geldiğini acı bir şekilde öğrenmiş olur.

O zamanlar cep telefonları hak getire. Haberleşme; tesadüfi karşılaşmalarla sağlanıyor ya da bir ortak arkadaş vasıtasıyla yapılıyor.

Uzunca bir süre birbirinde hasret kalan sevgililer bir gün yine okul münasebetiyle görüşürler. Birbirlerine baktıklarında, konuşmaya gerek kalmadan her şeyi birbirlerine anlatıyorlar bakışlarıyla.

İkisi çok farklı insanlardı aslında. Başlarken de bunun farkındaydılar.
Adı konmamış o plastik nasıl perde ile kornişi yıllardır bir arada tutuyorsa bu iki farklı insanı da bir arada tutan şey; adı konulmamış bir aşktan başka bir şey değildi.

O zaman tamamen ayrılmayı düşünmediler, çünkü bu gerçeğin bir gün onları bulacaklarını bilerek başlamışlardı. Birlikteliklerine gizli bir şekilde devam etme kararı alırlar.

Derken bir kara sabaha uyandıklarında kızın babası her şeyi öğrenmiş ve kızını çoktan memlekete doğru yola koyuvermiştir.

O kara günde güneş battığında; birliktelikleri de karanlıkta kaybolup gitti.

O olaydan sonra delikanlı okuluna devam eder, üniversiteye girmeye hak kazanır.
Bir iletişim aracı olarak telefonlar artık kullanılmaya başlanmıştır.
Bu iletişim kanalıyla bir süre görüşen ikili, kaçınılmaz sonu gördüklerinden, her biri diğerinin geleceğini düşündüğünden bir gün aniden iletişim kopar ve bir daha görüşmezler.

Aradan yıllar geçer kız bir türlü üniversiteyi kazanamaz ve en sonunda babasının evinde oturmaya karar verir.

Bir zamanların delikanlısı yetmiş yaşına geldiğinde kızın memleketine gitmek ister. Artık zaman değişmiş, farklı dünyaların insanları bir arada yaşamaya başlamışlardır.

Sora sora sevdiğinin evini bulur. Kız babasının evinde artık tek başına yaşamaktadır.
Aradan o kadar zaman geçmesine rağmen ihtiyar delikanlı kapıda göründüğü anda sevdiği hemen tanır onu.
Şaşkınlıkları geçer ve ikili konuşmaya – birbirlerinden habersiz geçen hayatlarını anlatmaya başlarlar.

İkisi de hiç evlenmemiş ve birlikte olabilecekleri bu günü beklemişler bir ömür.

Artık birlikteliklerine herhangi bir engel kalmamıştır.
Ama yaş yetmiş iş bitmiş….

Ve tabi bütün bu yaşan(ma)mışlıklara Erkin Koray “Öyle Bir Geçer Zamanki. . .” der.

 

Ayla Dikmen de eksik kalmaz…

Gizli saklı habersiz
Orada burada sessiz geçen günlerimiz
Her zaman yaşanmayan
Bir benzeri olmayan nerede o sevgimiz.

Varsın bu aşk böyle yarım kalsın
Sen içimde yaşayacaksın
Bu dünyaya bir daha gelirsem
İlk ve son aşkım sen olacaksın

Gerçekleşmesi için “beklenen zamanı geride bıraktığında” hayat hikayelerini karalamaya devam ederim…

Bu hikayede anlatılan kişiler ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. . .

!

 

Cumhurbaşkanı Seçimi İçin Oyumu Nerede Kullanacağım?

Seçimlerde gidip oy kullanmak önemlidir. Çünkü;

Eğer gidip oy kullanmazsan:

  • sevdiğin/istediğin/inandığın kişinin Cumhurbaşkanı olmasına bir vesile olamazsın,
  • başkalarının sevdiği/istediği/inandığı kişinin Cumhurbaşkanı olarak seçilmesine neden olacaksın bilgin olsun :)

Yani oy kullanmak nasıl bir seçim ise aslında oy kullanmamak da farkında olmadan yapılan bir seçimdir. Ve bilirsiniz ki insanın yaşadığı hayat farkında olarak/olmayarak yaptığı seçimlerin tezahürüdür :)

Kamu Spotu tadında mesajımızı verdikten sonra, asıl kısma geçebiliriz.

Cumhurbaşkanı seçimi birinci turu 10 Ağustos 2014 Pazar günü, seçimin ikinci oylamaya kalması durumunda ise ikinci turu 24 Ağustos 2014 Pazar günü yapılacak

Oyunu nerede kullanacağını öğrenmek için buraya ya da aşağıdaki resme tıklayarak Yüksek Seçim Kurulunun internet sitesinden Kimlik Numaranı girerek öğrenebilirsin.

1171

Vatana millete hayırlı uğurlu olsun şimdiden. . .

Cumhurbaşkanı Adayları Amblemleri

Cumhurbaşkanı Adayları Amblemleri

Ve son olarak Cezmi Kaloriferin üç aday için hazırladığı (Cumhurstar 2014 Cumhurbaşkanı Adayları Parodisi) video’ya göz atabilirsiniz :) 

 

 

Tesadüf

Tesadüf diye bir şey yoktur fikrimce. (Yeşilkaya – Yıllar Önce)

Yıllar önce “Tesadüf Diye Bir Şey Yoktur Fikrimce” diye bir blog yazısı yazdığımda, bu hayatta tesadüf diye bir şeyin olmadığını; insanın başına her ne gelirse hakkettiği için geldiğini kendimden çok emin bir dille klavyeden dökmüştüm bilgisayar ortamına.

O zaman bunları yazarken, tamamen kendi yaşadığım olaylardan yola çıkmıştım. Olumlu/olumsuz yaşadığım tüm olaylarda; ya bir şeyleri önceden planlamıştım ya da öncesinde bir şeyleri planlamadığım için tüm o olaylara eşlik etmiştim.

Son zamanlarda izlediğim Türk filmleri/dizileri sonrasında biraz düşündüm ve aslında hayatta çoğu şeyin tesadüf olabileceğine inanmaya başladım. . .

İlgi ile izlediğim ve sohbetlerinden son derece keyif aldığım “Güzel Köylü” dizisinde Cemal (Berk CANKAT)’in düğün alışverişi için İstanbul’a giderken orada Gül (Gizem KARACA) ile karşılaşması, sonrasında Cemal’in nikah masasında sorulan o genel soruya tam da cevap vermesi gerektiği anda Gül’ün orada belirmesi, tabi sonrasında yaşananlar. . .

Tesadüflerin abidesi sayılabilecek film elbetteki “Selvi Boylum Al Yazmalım“.

Bugün bir daha izlerken tesadüf kelimesi takıldı yine aklıma. Asya (Türkan ŞORAY)’nın yüzüne sürülen is’i silmek için nehir kenarına giderken, Dilek (Hülya TUĞLU)’in kendisinden uzağa gitmesin diye İlyas (Kadir İNANIR)’ ı kısa mesafeli işe göndermesi sonucu İlyas’ın “Aldırma Gönül” adını verdiği kamyoneti ile o nehrin kenarında çamura batması, ikilinin orada karşılaşmaları,  yolcularıyla mahsur kalmış Cemşit (Ahmet MEKİN)’ in yardım için yoldan geçen araçlara el kaldırırken kamyonetiyle yük taşıyan İlyas’ın durması, İlyas’ı terk eden Asya’nın yolda rastgele bir arabaya binerken arabanın kasasında Cemşit’in olması, İlyas’ın kaza geçirdiği sırada onu kurtarmaya giden kişinin Cemşit olması gibi gibi gibi. . . ve sonrasında yaşananlar. Bütün bunlar tesadüf işte : )

Önceki düşüncelerim izlediğim filmlerle birlikte yavaş yavaş değişmeye başlarken, “Hayatta tesadüf var mı yok mu?” sorusuna cevap verebilmek için konu ile ilgili büyüklerimin geçmiş deneyimlerine bakmak istedim. İşte bu noktada değerli büyüklerimizin “Tesadüf” ile ilgili sözlerini araştırmaya başladım. Bakalım hangi büyüğümüz ne demiş?

Farkındalıktan yoksun olan, olan biteni tesadüf sanır.

(Eddi Anter – Evet biraz ağır konuşmuş)

 

Tesadüf inançsızların kadere taktığı isimdir.

(Andre Suares – Eddi’den eksik kalır yanı yok gibi)

 

Kazananlar tesadüfe inanmazlar.

(Nietzsche – Yine bir hiç’çilik)

 

Kainatta tesadüfe, tesadüf denmez.

(Sokrates – Ne demek istediğini ben de anlamadım)

 

Ömrümüz tesadüflerin verdiği malzemelerle yapılır.

(Abdülhak Şinasi Hisar – Hayatın anlamını sorgularken)

 

Hiç kimse ile tesadüfen karşılaşmazsınız. Tesadüf diye bir şey yoktur. Hiçbir şey şans eseri olmaz. Hayat, şansın ve tesadüfün ürünü değildir.

(Neale Donald Walsch – Yıllar önceki halim gibi)

 

Bir adamı sabah gördüğümde tesadüf olarak kabul ederim, öğlen aynı adamı bir daha görürsem kuşkulanırım. Akşam karşılaştığımızda tereddütsüz silahımı çekip vururum. Tesadüflere inanmam.

(Al Capone – Hak veriyorum)

 

Hiçbir başarımı tesadüfe borçlu değilim. Buluşlarım da tesadüf değil çalışmalarımın eseridir.

(Thomas Edison – “Tesadüf değil alın teri” demek istemiş)

 

Hangi büyüğüme inansam bilemedim. Sanırım Türk filmi izlemeye devam edeceğim bir süre daha. . .

İki dakikalığına bütün her şeyi bir tarafa  bırakacak olursak, eğer “Gözlerin Doğuyor Gecelerime” dediğiniz biri varsa hayatınızda; tesadüfün en güzeli gelip sizi bulmuş demektir.

 

 

Bugün ayın 13’ü olması dolayısıyla bir soruya da açıklık getirmek istiyorum. 13 Eylül 2012 tarihinde Optimum’a gidişimle başlayan, yarım bırakılan film, yarım kalan kumpir ile devam eden süreç başından sonuna kadar hep planlıydı, orada tesadüf yoktu :)

Ufak bir not: Sadece nerede dünyaya geldiğimiz tesadüf olabilir benim gözümde. Çünkü anne-babamız bizi dünyaya getirirken fikrimizi sormuyor, olay tamamen bizim dışımızda gelişiyor ama gel gör ki sonuçta biz oluyoruz : )

Herkese huzurlu mutlu geceler (sahurlar). Nice mutlu 13’lere. . .

 

 

Beyaz – Orhan Hakalmaz – Âlim – Korku – Köpek

Dün akşam çok sevdiğim bir insanla birlikte Türk Halk Müziğinin değerli isimlerinden Orhan Hakalmaz’ın da konuk olduğu Beyaz Show’u izlerken, değerli sanatçının Anadolu’ya giderken karşılaştığı olayları anlatırken, gitmek istedikleri yere bir türlü gidememeleri üzerine oradaki insanlara adresi sormaları ve sonrasında gördükleri o müthiş ilgi, hoşgörü ve misafirperverliği dinledikten sonra biraz karalamak istedim bir şeyler.

Geçenlerde hiç ilgimizin olmadığı çirkin bir olayda, acaba suçlanacak mıyız korkusuyla kabuğumuzu çekilirken bir arkadaşım çok güzel bir hikaye anlattı. Hikayenin adına ne koysam bilemedim ama hikayede bir âlim ve bir de köpek yer alıyor.

Âlim; her şeyi çok iyi bilen anlamına geliyor olsa da, aslına bakıldığında bu insanlar çevrelerinde gelişen olayları çok iyi gözlemleyen, şahit oldukları olayları yorumlayan ve çok güzel sonuçlar üreten ileri görüşlü insanlardır.

Hikayede bahsi geçen âlim, günün birinde bir gölün kenarında, gölgesinde serinlediği bir ağaca sırtını dayamış çevresini izlerken, çok susadığı ağzından uzayan dilinden ve akan salyasından belli bir köpek koştura koştura göle doğru su içmeye gelir.

Köpek tam eğilip su içecekken suda yansımasını görüp korkar ve geri kaçar. Biraz uzak bir noktada durur ama çok susamıştır, dayanamaz, koştura koştura tekrar göle gelir yine aynı durum yaşanır ve suyu içemeden tekrar uzaklaşır.

Bu durum bir kaç sefer yaşanır ve sonunda köpek koştura koştura gelirken bir anda gölün ortasına atlar, kana kana suyunu içer, gölden çıkarken şöyle bir silkelenir ve kuyruğunu sallaya sallaya mutlu bir şekilde gider.

Tüm bu olup bitenleri izleyen âlim, elindeki papirusa bir göl, içinde bir köpek çizer ve altına şu notu ekler: İnsan bu hayatta korkularıyla yüzleşebildiği müddetçe mutlu olur.

Biz bu hikayeyi dinledikten sonra tabi duramadık, kabuğumuzdan çıktık ve gittik durumu konuştuk derken içimiz rahat bir şekilde ayrıldık.

Aslında ben sözü şuraya bağlamak istiyorum. Yıllarca insanlar doğuda, güneydoğuda insanlarla görüşmekten, konuşmaktan, onları tanımaktan korktular. Bu onlarda sadece korku olarak kalmadı aynı zamanda içlerini kemirdi. Ve hatta çoğu anne-baba yıllarca, acaba benim kızım ileride bir gün evleneceğim dediği arkadaşını bizimle tanıştırdığında, “arkadaşı doğulu mu olacak” diye yıllarca korku ile yaşadılar, yaşıyorlar maalesef. Ama bu korkularını yenip oralardaki insanları samimi bir şekilde tanımaya çalışsalar o kadar değerli, misafirperver, hoşgörülü insanlar var ki. . .

Kötü insan hiç mi yok? Var elbette, her yerde olduğu gibi. Her ülkede, her şehirde, her kasabada, her köyde. .  .  Ama asıl olay meseleyi genelleme gibi bir haksızlığa düşmemekten geçiyor. . . İşte tam da bu noktada Orhan Hakalmaz gibi gerçek sanatçılara çok vazife düşmektedir. . .

Tabi aradan yıllar geçer, alimin sırtını dayadığı ağacı ziyaret edenler, ağaca şöyle bir not düşüldüğünü de görürler.  Âlim de olsan bir köpekten bile öğreneceğin çok şey vardır. . .

Herkese mutlu, huzurlu geceler. . .

Uzaktaki Bir Sunucuya FTPClient ile bağlanıp İndirilen Bir Resmi Kaydetmek

Aşağıda yazdığım kod örneği ile; “org.apache.commons.net.ftp.FTPClient” kullanarak url’i verilen bir resmi indirip, istediğiniz bir sunucu üzerindeki herhangi bir dosyaya istediğiniz formatta kaydedebilirsiniz. . .

    public static void resmiSunucumaKaydet(String imageUrl) {

        FTPClient client = new FTPClient();
        String fileName = "resme_vermek_istediginiz_isim";
        String imageExtension = "jpg";
        try {

            client.connect("sunucunuzun_adı - örnek:ftp.example.com");
            client.login("kullanıcı_adınız", "şifreniz");
            URL url = new URL(imageUrl);
            BufferedImage image = ImageIO.read(url);
			
			//Gittiğiniz sunucuda resmi kaydetmek istediğiniz klasör gidebilirsiniz, 
			//İlgili klasöre gidene kadar "changeWorkingDirectory" kodunu n defa çağırabilirsiniz
			//Önce "resimler" klasörüne, onun içinde "özel_resimler" gibi gibi
            client.changeWorkingDirectory("resimler");
			
            client.setFileType(FTP.BINARY_FILE_TYPE);
     
			ImageIO.write(image, imageExtension, client.storeFileStream(fileName + ".jpg"));
            
			client.logout();

        } catch (IOException e) {
            e.printStackTrace();
        } finally {
            try {
                client.disconnect();
            } catch (IOException e) {
                e.printStackTrace();
            }
        }
    }

Keyifli kodlamalar. . .

Askere Gitmiştim, Bitti ve Ben Geldim

Bana yıllar önceymiş gibi gelse de yaklaşık yedi ay önce ani bir kararla askere gitmek için kolları sıvamıştım. Sonra bir baktım haki yeşil üniforma giymiş, elimde 7,62 mm’lik G-3 Piyade tüfeği Çevre-5′ te psikolojik deli USLU ile nöbet tutuyorum.

Acemi Birliğim : 1′ inci Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı – 8′ inci  Piyade Eğitim Alayı Batı Kışla/Manisa

Usta Birliğim : 102′ nci Topçu Alayı – ÇNRA Taburu – 2′ nci 122mm ÇNRA Batarya Komutanlığı – Uzunköprü/EDİRNE

Topçu Er olarak başladığım askerlik hayatımı sırasıyla Topçu Er, Topçu Onbaşı ve Topçu Çavuş rütbelerine terfi ederek tamamladım.

Manisa’ da yaklaşık olarak 21 günlük eğitimi tamamladıktan sonra usta birliğine gitmek üzere yola çıktım, İstanbul’ un girişinde otobüs bozulsa da zamanında istediğim yere vardım.

Manisa da kavurucu sıcaklıktan başka bir sorun yoktu. Manisa’ dan Uzunköprü’ ye doğru yola çıktığımda “Acemi Birlik bitti, artık Usta Birlik’te Rahat Ederim…!” düşüncesi alayın içine girene kadar hakimdi bende. (Eminim çoğu kişide de öyledir. . . ) Derken yavaş yavaş manyaklar yüzünü göstermeye başladılar.

102′ nci Topçu Alayına giriş yaptıktan sonra iki asker arkadaş çantamı almış, beni birliğime doğru götürürken bir manyağın attığı betondan parke taşının başka bir manyağın başını teğet geçmesi yüreğime su serpse de diğer iki arkadaşın son derece normal bir durummuş gibi davranmaları nasıl bir ortama geldiğimin ip uçlarını vermişti aslında.

İlk gün uyuyup kahvaltımızı yaptıktan sonra çıkan yangın akşama kadar kömür taşıyacağımızın habericisi idi :) O gün öyle geçti derken ertesi gün ESED belası çıktı ve hazırlanın Suriye’ ye çıkarma yapıyoruz dediler.  Sonra geceli gündüzlü çalışmalar, derken daha fazla detay veremeyeceğim devlet sırrı. . .

Uzunköprü’ de geçen her bir günümü ayrı ayrı yazabilirim aslında, çünkü her gün ayrı bir sürpriz vardı hayatımızda orada. .  Ama  sayfaları doldurmanın anlamı da yok zannımca. . .

Ben sadece şunu merak ediyorum neden Türkiye’ deki tüm manyak (Manyak kelimesini vukuatlı olarak algılayabiliriz) askerleri oraya gönderiyorlar. Hadi diyelim öyle bir politika var, “-Manyaklar bir araya getiriliyor-” , peki manyak olmayanları (Yani vukuatsızları) neden götürüyorsunuz oraya. Bir akıllıya ortalama on manyak düşüyor. Öyle bir ortamda bir akıllı on manyağı kendi yoluna getiremeyeceğine göre o akıllı da manyak olup çıkıyor :)

Her şeyi sorgulamaya başlamıştım, artık rüyamda konuşmaya başlamıştım derken Askerlik bitti :)

Genel olarak olumsuz şeyler olsa da güzel şeyler de olmadı değil. Birbirinden değerli insanlar da var orada, çoğu kişi ile tanışabilmek nasip oldu. . .

O kadar sıkıntılı bir durumda olmamıza rağmen, desteğini hiç bir zaman bizden esirgemeyen Bt. K.’ nına sonsuz teşekkürler ve saygılar.

En nihayetinde askerlik bir demdi, geldi geçti. Artık vatana olan borcumuzu da ödediğimize göre normal hayata devam edebiliriz.

Askere gitmiştim, Bitti ve Ben Geldim.

Herkese selam olsun :) Darısı askerliğini yapmayanların başına diyelim. . .